Yeni Konular
Denizin Kaleminden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Denizin Kaleminden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Gelin Olmuş Gidiyorsun! :)

Merhabalar Deniz'imin Blog Arkadaşları :)


Bu yazıyı yazan girişden de anlaşılacağı üzere blog sahibesi değil, ben Papatya Prensesss :)

Siz bu satırları okurken muhtemelen Deniz'im ya kuaförde olacak ya düğün fotoğrafçısında ya da düğünündee :) Geç kalmışsanız eğer balayında da olabilir tabi..

Sözün özü Denizimin buraları ihmal etmesinin ve sık sık Gümüşhane-Kastamonu arası gidip gelmelerinin sebebi hayırlı bir işdi. Geçtiğimiz seferden ağzı yandığı için bu sefer bu mutlu haberi mümkün olduğunca gizli tuttuk, tabiki daha yakın olan arkadaşlarımız ve ablalarımız biliyordu ama onlardan da rica ettik gizli kalması için. 

Artık vakit o vakittir, çok şükür mutlu, heyecanlı, bazen stres dolu güzel bir dönemin sonuna geldik. Bugün düğünümüz var. Kızımız ve oğlumuz hakettikleri günü yaşıyorlar inşallah.
Deniz bir hafta sonra yeni evinden ve yeni hayatından tekrar yazmaya başlayacak kısmet olursa..

Dualarınızı bekliyoruzzzz ;)

Sevgilerimle Papatya Prenses..

Fırdöndü Kurabiye ve Çeyizlikler:))

Günaydınlarr.. Mutlu haftalar canlarımm... Oldukça yoğun bir haftasonunun ardından işe gelmek biraz zor:)) Ama olsun :) Emeğinin karşılığını alınca insan çok mutlu oluyor:) Evet zam aldım cuma günü uçuştayım canlarımm:))
Gelelim tarifimize....
Malzemeler:
2 adet yumurta
1 pk. margarin
1 pk. kabartma tozu
1 pk. vanilin
1 su bardağı pudra şekeri
3 su bardağı un (ilave olabilir)
3 çorba kaşığı kakao

Yapılışı:
Margarin, yumurtalar, kabartma tozu, vanilin, pudra şekeri ve un yoğurma kabına alınıp yoğrulur. Un gerekirse ekleme yapılır.
Hamur iki eşit parçaya bölünür. Bir yarısına kakao eklenip yoğrulur.
Hamurlar tezgah üzerine alınıp biri kakaolu biri sade olmak üzere iki rulo hamur yapılır bıçak ile 2 cm eninde kesilir, avuç içerisinde bir kaakolu bir sade parça alınarak tek bir yönde yuvarlanır.
Şekil alan kurabiyeler yağlı kağıt serili tepsiye sıralanıp 170 dereceye önceden ısıtılan fırında hafifi beyaz pişirilir..

Afiyet bal şeker olsunn..


Karamelli Muzlu Pasta ve Çilek Kız 24 Yaşına Giriyor Bugün :)

Günaydınn canlarımmm, sevgili dostlarımm..
Hepinizin bildiği üzere Deniz benim adım.. 1987 yılının 20 Eylülünde ılık bir pazar gününde Anacığım ve babacığımın ilk göz ağrısı ana tarafından ilk torun, baba tarafından ikinci kız torun, babamın ve annemin tatlı kızları olarak gelmişim dünyaya... Sevgili babacığım vermiş bana Deniz İsmini.. Denize olan tutkusundan sebep.. Özgür ruhlu olsun, hakkını savunsun, sessiz kalmasın, taih onunla olsun, parmakla gösterilsin, Allah bahtından güldürsün demiş adım kulağıma okunduğunda..
Ben Üsküdar Zeynep Kamil Hastahanesinde gözlerimi açıp, çocukluğumun bir yarısını kavacıkta, bir yarısını Gebzede geçirdim.. Asıl evimiz Gebzede idi ben orda büyümeye başladım.. Okula gittim, Arkadaşlar edindim, gezdim,aşık oldum, sokaklarında ağlayarak yürüdüm...Neler neler..
Gün geldi oradan ayrılma kararı aldık ailece.. Memleketimize yerleşmeye.. Geldik buralara takvimler 2006 senesinde idi..Aslında kökenim olan bu şehre de bağlandım ama ilklerimi hiç unutmadım..
Bugün 24 yaşıma giriyorum ve yaşadığım, tattığım her an için Önce Allaha minnet duyuyor, şükrediyorum sonra aileme ve çevreme teşekkür ediyorum..Lisedeki matematik öğretmenim olan sevgili Pınar Öğretmenim mezun olduğumuz gün bana demişti ki; "hanımefendiliğinden sakın ödün verme".. Vermedim..
Bana destek olan herkese ve herkese teşekkürlerimi sunuyor, bildiğiniz çizgimden çıkmayacağıma ve dünya görüşüme sadık kalacağıma söz veriyorum...
Sevgilerimle.
Deniz..
Pastamı bayramda yapmıştım..Hem tatildi hem bir aradaydık:)) Güzelce kutladık bir araya sıkıştırmadık..


Malzemeler:
Pandispanya İçin:
5 adet yumurta
4 kahve fincanı şeker
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
6 kahve fincanı un
Kreması:
1 pk. karamelli pasta kreması
Muz, damla çikolata
Üzeri için:
2 pk. sade krem şanti
1 pk. çilekli krem şanti


Yapılışı:
Pandispanya için verilen malzemeleri sırası ile çırparak bir kek karışımı hazırlanıp yağlı kağıt serili büyük boy kare fırın tepsisinde 175 derecede pişirilir..
Pişipte soğuyan pandispanya iki eşit parçaya bölünür, her parça da kendi arasında enlemesine ikiye bölünür. Sonuçta dört kek katlı bir pasta oluşturulacak..
Kremalar ve krem şantiler tariflerine göre çırpılıp buzdolabında dinlendirilir.
Keklerden ilk kat meye suyu ile ıslatılıp krema sürülüp meyve ve çikolata ile kaplanır tekrar krema sürülüp ikinci kat kapatılıp ikinci üçüncü ve son kat için de aynı işlem tekrar edilir..
Hazırlanan pasta sade krem şanti ile kaplanıp, çilekli krem şanti ile süslenerek buzdolabında bir gece dinlendirilip dilimlenerek servis edilir..


Afiyet bal şeker olsun !!!! :)

Hoşgelin ya şehri Ramazan :)

Selamlar dostlar...
Nasılsınız görüşmeyeli?
Çok şükür bu yılda onbir ayın sultanına erişmiş, coşkusunu içimize doldurmuş bulunmaktayız:)
Dilerim ki Rabbim cümlemize bu güzel günleri hakkıyla geçirmeyi kısmet eder..
Bu ramazanda ailemden ayrı olsam da kendi yuvamda kendi mutfağımda bu güzel günlerin hakkını vereceğim inşallahh:))
Hepimize hayırlı ve bereketli ramazanlar diliyorum..
İlk iftarımız şimdiden hayırlı olsun :)

Sevgiler..

Sinangilden Çağrımız Var:))


Biz Blogculara Yollamış olduğu Un Hediyelerini zevkle kullandığımız Sinangil hepimize bir duyuruda bulundu canlarım sizlere de aynen aktarıyorum..

"Gıda alanında yaptığı atılımlar ile kurulduğu günden bu yana yenilikçi çalışmaları ile dikkat çeken Sinangil, projeleri arasına bir yenisini daha eklemek için çalışmalarına devam etmektedir. Bu çalışmaların ışığında, son zamanlarda adını sıkça duymaya başladığımız “inovasyon” (yenilikçilik, yenileşim) kavramını daha farklı alanlara taşımak amacıyla siz dostlarımızın fikirlerine başvurmak istiyoruz. Bu bağlamda www.acikinovasyon.com internet sitesi aracılığıyla inovatif fikirler arayan Sinangil, ödüllü olan bu yarışma sonucunda bu yenilikçi fikirleri hayata geçirmek için çalışmalarına başlayacaktır. Amacımız, Sinangil kalitesini siz dostlarımıza daha etkin bir şekilde ulaştırmak ve henüz Sinangil ile tanışmayan müstakbel dostlarımız ile tanışmaktır.


http://www.acikinovasyon.com/ internet sitesinde bulunan inovasyon çağrısı için fikirlerinizi beklemekteyiz. Daha güzel sonuçlara ulaşabilmek için bu çağrıyı çevreniz ile paylaşmanız bizleri memnun edecektir. "


Ayrıca Tariflerinizle Sinangil Lezzet Kulubü ne de katılabilirsiniz... :))


Sevgiler..

Mutlu Hafta Sonları Dilerimm..:))

Deniz, Kalpkurabiye

Doğum Günümden Kalanlar ve Ben

Merhabalar...
Yine kayboldum ama gerekçem çok mühimdi..
Annemsiz ilk hastalığımı yaşadım, kendime zar zor bakabiliyormuşum hatta bakamıyormuşum anladım, burnum sürttü, ağladım falan ama geçti işte:) Biliyorum bu satırları okuyan ismini vermek istemeyen izleyici kahkahalarla gülücek, onun beni aramadığında da ağladığımı bidaha söyleyecek halbuki yalan bu :P Bana çok sulugözlüsün yeterrr diyecek bunların hepsini biliyorum:D Ama ne yapayım annemsiz ilkler bana hep çok zor geldi..
Geçen Salı doğum günümu kutladık eşimle.. Bütün gün kendim için yemek ve hazırlık yapmakla geçti benim için ama zevkliydi.. Sevgili Derya Ablam ve Aslı'mdan gelen paketler ve tabii gün sonunda eşimden aldığım pasta ve paketler beni göklere çıkarmaya yetti de arttı.. Gün boyunca eksik olmayan dostane telefon ve mesajları da asla ve asla yabana atamam.. İyiki varsınız a dostlar..
Bugün sizlerle kurduğum sofram ve yemeklerimin fotoğraflarını paylaşacağım.. Tarifler ise zamanla ve sırayla:))
Soframız,
Ayrıntılar;
Aslı'mın yolladığı cezeryeler;
Çorbam Klasik Kırmızı Mercimekti onun fotoğrafını çekmemişim:)) Zeytinyağlı bahçe fasülyem.. (eşimin teyzesinin bahçesinden)
Sebze sotem ve patates kızartmam;
Ana Yemeğim Milföyde gizli tavuk sote ve pirinç pilavı;
Böğürtlenli Çikolatalı Kremalı Kekim;
vee doğum günü pastamm:))

O artık bir anne!



Merhabalar Kalb Kurabiye Takipçileri..

Bugün Papatya Prenses olarak size çok güzel ve müjdeli bir haberim var. Az önce Denizimiz anne oldu. Aylardır beklediğimiz küçük zilli Elif Nisa hanım aramıza teşrif etti..

Rabbim hayırlı, sağlıklı, uzun ömürlü bir evlat etsin seni teyzesinin küçük çileği..

Taze anne ve küçük kızı sizi seviyorum..

Sevgilerimle

Papatya Prenses

Yağmurlu Bir Gün Masalı....



Merhabalar canlarım...:))
Bu yağmurlu serin ıslak ıslak cumartesi günüde hepiniin içine neşe sıcaklık saçmaya geldimm:)) Haftasonunu dilediğinizce geçirmenizi canı gönülden dileyerek haftasonu masalına başlıyorum...
Efendim yağmurlu bir gün postunun asıl amacı sevgili Kardeşim Papatyamın benden yağmurlu hava fotoğrafları istemesidir.. Fotoğrafların tamamını kendisi için çektiğimden Bu fotoğrafların tamamını kendisine ithaf ediyorum...

Gün sisli, puslu, soğuk ve bulutlu olarak başladı o gün..

Ama öğleye doğru gün açıldı güneş yüzünü gösterdi ...

Pamuk tarlaları oluştu gökyüzünde...

Lakin fazla uzun sürmedi... Yavaş yavaş pamuk tarlaları dağıldı kasvetli ve siyah bir cekete büründü gökyüzü...

Ama böyle havaları da seviyor insan.. Güneş ikindiye döndükçe iyice karardı..ve sonra....

Sonra damlalar dökülmeye başladı kendine kucak açan yeryüzüne... Sessizlikte dinledim can kulağımla pıtırtısını..

Bahçeye döküldüler...

Ağaçlara dokundular..

Çiçekleri okşadılar damlalar nazikçe..

Bu muhteşem anlar ve toprak kokusu işledi içime..

Akşama doğru açılmaya başladı hava güneş batarken gösterdi yüzüü ve kızıllığını.. Bir günü daha sonlandırırken bizler.. Dünya dönmeye masallar yeni konulara yelken açtı....
masal tadında günler dilerim..
sevgiler..
Deniz..

Yanıyoruz, haklarını helal etsinler!!!!

Günaydın diyemiyorum bu sabah!!!
Gün aydın değil ki bize!!
Nutkumuz tutuldu!!!
Ne diyelim biz şimdi ne yapalım? Hala var mı yüreğimizde tarihin akışını değiştiren Türk Analarının cesareti?
Televizyona bakamaz oldum, ağlamaktan gözlerim şişti, başka ne geliyor elimden? Ciğerler, yürekler, analar, sevgililer yanıyor, biz rüzgarlarında kavruluyoruz..
Atatürk'ümüzün kemikleri sızım sızım yanıyor, ah bu cennet vatan ne yangınlarla cehenneme döndürülmeye çalışıyor..
Lanetliyoruz!!!
Allah o "adi" lere beddua eden ağızları günahkâr saymaz inşallah...
Yüzleri nasılda parlıyor slayt şeklinde geçen fotoğraflarında, tutamıyorum gözyaşlarımı, ne hayatlar söndü onlarla birlikte onlar 24 kişiydi ama arkalarından ağlayanlar kaç milyon kimbilir..
Yüreğim dayanmıyor, sığamıyorum biryere..acıyor heryerim..
"yavruuummm" deyip sarılırken fotoğraflara o ana nasıl ağlamam ben, nasıl yanmaz içim? Yavrusuuuuu, yavrularııııı, kardeşlerimiiiizzzzz, abilerimiiizzzz onlar bizim..
Benim de kardeşim asker olacak, ay gibi parlayan yüzüyle gidecek askere dimdik!!! Korkmayacağız onu yollarken, her Türk ASKER doğuyor değil mi!!
Daha fazla yazamıyorum..
Başımız sağolsun..
Rabbim dilerim ki başta güzeller güzeli Peygamberimiz ile, kurtuluş savaşı başta olmak üzere gelmiş geçmiş tüm şehitlerimizle karşılasın inşallahh!!!

Deniz GÜNEŞ ÇİFCİOĞLU,

Tek Yürek Tek Bilek, Bugün bize sabır ve güç gerek!!!!

Günlerdir hiçbirşey yazmak gelmiyorken içimden, gencecik şehitlerimizin yası dinmeden daha birkez daha yandı yüreğimiz:( "Doğuda da olsa Van da da olsa üzüldük" diyen patavatsız sunucuyu şiddetle kınadım hatta görevden alınmasını bile istedim!!
Doğusu batısı farkediyor mu? Etmiyor tabii.. Ülkemiz olmasa da farketmiyor, gönlü büyük bir milletiz biz... Millet ve insan ayrımı yapmayız!!!
Ölen kardeşlerimize Allah'tan rahmet diliyor, yardıma ihtiyacı olan halkımıza Allah'ımdan yardım ve çare istiyorum.. Sizleri de bu çağrıya katılmaya çalışıyorum..
Sosyal paylaşım sitelerinden gördüğümüz kadarı ile bir çok yardım kampanyası başlamış durumda.. Tabii kötü niyetli kampanyalara da dikkat.. Öneriler yalnız KIZILAY ve AKUT' un kampanyalarına katılmak.. İstanbulda ve diğer büyük şehirlerde çeşitli kampanyalar düzenleniyor..
PTT ve MNG kargoları yardım yapmak isteyenlerin kargolarını ücretsiz göndereceğiniz belirtiyor..
Yardımlar ulaşmaya, hayat sesleri bir nebze gelmeye başladı..

Buradan TÜRK KIZILAY' ı iletişim ve danışma hatlarının telefonlarını birkez daha vermek istiyor, bir yardım da biz yapalım istiyorum...

KIZILAY 7/24 BAĞIŞ HATTI :168
AYRICA; 2868 E ATACAĞINIZ BİR BOŞ MESAJ İLE 5 TL LİK BİR YARDIM YAPABİLİRSİNİZ..

Depremi yaşayan ve nasıl acı bir durum olduğunu bilen ben sessiz kalmak istemiyorum..
En acil ihtiyaçlar; battaniye, temiz su, kuru yiyecek, çadır, bebek bezi, ilaç, hijyenik ped, kışlık giysiler!!!

Bir yardım eli de biz uzatalım...

Çağrıma katılın lütfen!!!!

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun !!!

Merhabalar sevgili dostlar!!!!
Şanlı tarihimizin en nadide anlarından bir tanesi olan Cumhuriyetin İlanının 87. yıldönümü.. Atatürk' ümüüzn bizlere yaşattığı gurur aşikar ..
Bugün sizlerle öncelikle gençliğe hitabeyi ve sonrasında Cumhuriyete geçiş sürecini çeşitli makaleler ile bir kez daha paylaşmak istiyorum.. Lütfen inceleyiniz, okuyunuz, bilgileniniz, var olan bilgilerinizi tazeleyiniz...


 ""Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kasdedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti'ni kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! (1927) ""


MUSTAFA KEMAL ATATÜRK


CUMHURİYET'İN İLANI
Lozan'n kabulü ve barışın sağlanması ile geride Türk Devleti'nin siyasal yapısını belirleyecek devlet şeklinin ve adının ne olacağı sorunu kaldı. T.B.M.M.'nin varlığı ile egemenliğin kayıtsız - şartsız ulusa ait olan, insan haklarına dayanan bir devlet sistemi kurulmuştu. Fakat gerek halkın, gerekse Meclis içinde bulunanların büyük kısmı Padişah'a dinsel ve geleneksel bağlarla bağlıydılar. Padişah'ın işgal ettiği Saltanat - Hilafet makamı yüzyıllardır kökleşmiş bir teokratik sistemdi. 1300 yılından beri de Osmanoğullarından başka hiçbir aile iktidar olmamıştı. Egemenlik biri dinden, diğeri gelenekten gelen iki kaynaktan çıkıyor ve Padişah'ta toplanıyordu. Gerçi İttihat Terakki bu gücü kırmıştı, fakat sistemin özünü, yani egemenliğin kaynağını ve kullanılış biçimini değiştirememişti. Egemenliğin, tanrı hakları sisteminden, insan hakları sistemine geçişin bir sonucu olarak Padişah'tan ulusa geçişi, bir ilke ve ülkü olarak Amasya Genelgesi'nde ortaya konmuş ve 23 Nisan 1920'de B.M.M.'nde somutlaşmıştı. Teşkilat-ı Esasiye Kanunu da bu temel üzerine oturmuştu. Kurtuluş Savaşı ulusal bağımsızlık yanında ulus egemenliğini de açık bir biçimde ortaya koyduğu için Padişah daha başından beri milliyetçilerin amansız düşmanı kesilmişti. M. Kemal Paşa Padişah'ın ihanetini bildiği halde, henüz zamanı olmadığı için Padişah'ı hedef almadı. Genç subaylık yıllarından beri inandığı ve Erzurum'da Mazhar Müfit'e not ettirdiği "Cumhuriyet" inancını "Ulusal bir sır" olarak sakladı. Kurtuluş Savaşı içinde "Cumhuriyetçi" bir düşünceyi ortaya atmak, iç parçalanmaya yol açacağı için bu yola gitmedi. Hatta Sivas Kongresi sırasında "Cumhuriyet" ilan edelim önerilerini red etmişti. Fakat Kurtuluş Savaşı'nın Başkomutanı, Türk Ulusu'nun kurtarıcısı M. Kemal, Türkiye'nin siyasal yapısını değiştirmenin ilk adımını Saltanat'ın kaldırılmasını sağlamakla attı. Saltanat'ın kaldırılışına en yakın arkadaşları bile karşı çıkmışlardı. Meclis'te tutucu kanat direndiyse de, M. Kemal Paşa'nın kararlı ve sert tutumu sonucu Saltanat'ın kaldırılışı sağlandı. Fakat onun bu sert tutumu endişe doğurdu. Bunun bir başlangıç olduğunu görenler çeşitli yöntemlerle M. Kemal Paşa'yı engellemeye çalıştılar.
2 Aralık 1922'de Meclis'e muhalif grup tarafından bir öneri verildi. "İntihab-ı Mebusan Kanunu"nda değişiklik yapılmasını isteyen önergede "Büyük Millet Meclisi'ne üye seçilmek için Türkiye'nin bugünkü sınırları içindeki yerler halkından olmak ve seçim çevresine yeni gelenlerin ise en az beş yıl oturmuş olmaları" gerektiği kanun hükmü haline getirilmek isteniyordu. M. Kemal Paşa'yı milletvekili seçilmekten yoksun bırakmak isteyen bu önerge üzerine söz alan M. Kemal Paşa, doğum yerinin Türkiye'nin sınırları dışında kaldığını ve bir yerde beş yıl oturmadığını belirttikten sonra, düşmanlara karşı savaştığını, vatanı kurtarmak için hiç bir yerde beş yıl oturamadığını hatırlatıp, ulusun sevgisisi kazanmış bir insan olmasına rağmen kendisini yurttaşlık haklarından yoksun bırakmak isteyen bu kimselerin bu yetkiyi kimden aldıklarını sordu. Önerge red edildi.
Mustafa Kemal'in kamuoyu yoklaması yapmak üzere 14 Ocak 1923'de Batı Anadolu'da bir geziye çıkmasını fırsat bilen muhalif grup, O'nun Ankara'dan ayrıldığının ertesi günü "Hilafet-i İslamiye ve Büyük Millet Meclisi" başlıklı bir broşür yayınladılar. Broşürün önceden hazırlanmış olduğu ve M. Kemal'in Ankara'dan ayrılmasını fırsat bilerek dağıtıldığı anlaşılıyordu. Broşürün ana fikri, islam kamuoyunun son gelişmelerden (Saltanatın Kaldırılışı) büyük ızdırap içinde bulunduğu, Hilafet'in hükümet demek olduğu ve Hilafet'in hukuk ve görevlerini yok etmenin hiç kimsenin, hiç bir meclisin elinde olmadığı esaslarına dayanıyor, "Halife Meclisin, Meclis Halife'nindir." sözleriyle bitiriyordu. Yürütme yetkisinin Halife'ye verilmesini ve Meclis'in aldığı kararların ve kanunların Halife'yi bağlamayacağı, dolayısıyla Meclis'in çıkardığı Saltanat ve Hilafet ile ilgili yasaların meşru olmadığı görüşü savunuluyordu. Bu bildiri, M. Kemal'e ve O'nun gerçekleştirmek istediği devrime bir tepki idi.İzmit'e gelen M. Kemal, din ve hilafet konusunda yaptığı açıklamada "Türkiye Büyük Millet Meclisi Halife'nin değildir ve olamaz, Türkiye Büyük Millet Meclisi yalnız ve yalnız Ulusundur." dedi. T.B.M.M.nin büyük programının tam bağımsızlık, kayıtsız şartsız ulusal egemenlik esaslarına dayandığını, teokratik devlet biçiminin ve buna bağlı bütün toplumsal düzenin ve çıkarların yıkılacağını belirtti. 16 Ocak'ta yaptığı toplantıda, Hilafet'in dinle ilgisi olmadığını, siyasi bir mevki olduğunu, idare-i maslahatçılıkla devrim yapılamayacağını belirttikten sonra "Devrimin kanunu mevcut kanunların üstündedir. Bizi öldürmedikçe, bizim kafamızdaki cereyanı boğmadıkça başladığımız devrim ve ilerleme bir an bile durmayacaktır" diyerek gericilere gerekli yanıtı verdi. Basınla iyi ilişki kurmak istediği için İzmit'te yaptığı basın toplantısında, "Devrim" yapılacağını açıklarken, Meclis'te birliğin sağlanması için "Müdafaa-ı Hukuk Gurubu"nun gerekli olduğunu bunun dışındaki grupların yararlı olmadığını belirtti ve İttihatçılardan ülke yararı için politikaya karışmamalarını istedi. Bu sırada Annesi Zübeyde Hanım'ın ölüm haberi geldi. İzmir'de annesinin mezarı başında devrimci inancını "Ulusal hakimiyet uğrunda canımı vermek benim için bir vicdan ve namus borcu olsun" sözleriyle bir kez daha yineledi. Bu sırada Lozan'ın ilk görüşmeleri kesildiği için İsmet Paşa ile Ankara'ya döndü. Meclis'te gizli oturumlar çok sert geçti. Trabzon mebusu Şükrü Bey'in Topal Osman tarafından öldürülüşü, M. Kemal'e saldırılara yol açtı. M. Kemal'i kendilerine buyük engel gören, tutucu, gerici, ittihatçılar, çıkarcı gruplar, O'na karşı muhalefette birleşiyorlardı. Yakın arkadaşlarından Rauf Bey, Kazım Karabekir, Refet Bele, Ali Fuat Paşa'lar da yavaş, yavaş yanından ayrılıp, Hilâfetçilere kuvvet veriyorlardı. Saltanatı geri getirmek isteyen gericilerin çalışmaları karşısında arkadaşlarının kendisini yalnız bıraktığını gören M. Kemal, 20 Mart 1923'te Konya'da yaptığı bir konuşmada Türkiye'yi Ortaçağ karanlığına çekmek isteyen gericilere karşı tutumunu açıkça şu sözleriyle belirtti: "Eğer onlara karşı benim şahsımda bir şey anlamak isterseniz, derim ki, ben şahsen onların düşmanıyım. Onların olumsuz yönde atacakları bir adım, yalnız benim şahsi imanıma değil, yalnız benim amacıma değil, o adım benim ulusumun hayatıyla ilgili, o adım benim ulusumun hayatına karşı bir kasıt, o adım ulusumun kalbine yöneltilmiş zehirli bir hançerdir. Benim ve benimle aynı fikirde olan arkadaşlarımın yapacağı şey mutlaka o adımları atanları tepelemektir... Sizlere bunun da üstünde bir söz söyleyeyim. Örneğin eğer bunu sağlıyacak kanunlar olmasa, bunu sağlayacak meclis olmasa, öyle olumsuz adım atanlar karşısında herkes çekilse ve ben kendi başıma yalnız kalsam; yine tepeler ve yine öldürürüm."
Cumhuriyet'e doğru gidiş bu kararlı sözlerle açıkça görülüyordu. M. Kemal Paşa, 8 Nisan 1923'de dokuz ilkede görüşlerini toplatarak, programını belirlerken, siyasi biçimlenmeyi de hazırladı.
Savaş zamanının T.B.M.M.'nin görevi son bulmuştu. Bu sebeple Meclis kendini dağıtıp, seçime gitme kararı aldı. M. Kemal, dağılmadan önce Meclisten 15 Nisan'da, Saltanatı geri getirmeye çalışanları vatan haini kabul eden bir kanun değişikliği ile "Hıyanet-i Vataniye Kanunu"na, ileride gerekirse yine İstiklal Mahkemeleri kurma fırsatını veren bir ek getirdi.
Yeni kurulacak Meclis'te kuvvetli bir kadro oluşturmayı ve böylece Cumhuriyet'i ilan etmeyi düşünen M. Kemal'in bu çalışmaları yakın arkadaşlarının kendisinden uzaklaşmasını hızlandırdı. Rauf Bey ve arkadaşları, M. Kemal'in partiler üstü kalmasını, politikaya karışmamasını, önererek, O'nu pasif duruma getirmek istiyorlardı. Rauf Bey'in İsmet Paşa ile aralarının açılması da bu ayrılığın başka bir yönü idi. Lozan'dan dönen İsmet Paşa'yı karşılamak istemeyen Rauf Bey Başbakanlık'tan bile istifa etti.
İkinci Meclis, toplandıktan sonra Lozan'ı onayladı. Artık sorun Türkiye'nin rejiminin belirlenmesiydi. M. Kemal 22 Eylül 1923'de "Neue Treie Presse" adlı bir Viyana gazetesi muhabiriyle yaptığı görüşmede, 23 Nisan 1920'de kurulan sistemin Cumhuriyet olduğunu fakat adının açıklanamadığını belirtip, yapılacak işin yalnızca isim koymak olduğunu söyledi.
Yeni devletin başkentinin neresi olacağı da bir sorundu. Ankara 1920'den beri bu işi yapıyordu. Merkezi ve güvenli durumu ortada idi. Meclis'te uzun tartışmalardan sonra 13 Ekim'de Ankara başkent olarak oy çokluğu ile kabul edildi. Cumhuriyet'in ilanına bir adım daha yaklaşılmıştı.
M. Kemal'e Cumhuriyet'in ilanına fırsat veren bir hükümet buhranı oldu. Başbakan Fethi Okyar Bey'e karşı Meclis'te muhalefet oluşması üzerine M. Kemal, "Erkan-ı Harbiye Umumiye Riyaseti Vekili Fevzi Paşa"nın dışında kabinenin istifasına karar verdi ve 27 Ekim'de uygulandı. Mevcut sisteme göre her bakan Meclis tarafından tek tek seçiliyordu. İstifa eden bakanlar yeniden seçilirlerse, görev kabul etmeyeceklerdi. Bu sırada Rauf Bey, Kazım Karabekir, Ali Fuat, Refet Paşalar İstanbul'da bulunuyorlar ve temasları, Halife'ye yakınlık gösterileri oluyordu. Ankara'da' ise kabine kurulamıyordu. Bu gelişmeler üzerine "Cumhuriyet İlanı" ile işi kökünden çözmeye karar veren M. Kemal 28 Ekim gecesi Çankaya'da İsmet Paşa ve bazı kimseleri toplantıya çağırdı ve "Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz." diyerek kararını açıkladı. Misafirlerin ayrılmasından sonra İsmet Paşa'yı alıkoydu ve birlikte, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nda gerekli değişikliği sağlayacak önergeyi hazırladılar. Ertesi gün saat 10'da Parti grubunda yapılan toplantıda, M. Kemal Paşa Genel Başkan olarak Hükümet buhranının mevcut sistemden kaynaklandığını, bunun çözumünün istikrarlı bir sistemde olduğunu belirttikten sonra değişiklik önergesini okuttu:
* Türkiye Devleti'nin Hukümet şekli Cumhuriyettir
* Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur
* Türkiye Devleti, Hükümetin inkisam ettiği idare şubelerini İcra Vekilleri (Bakanlar Kurulu)


vasıtasıyla idare eder.
Bu önerge Parti toplantısında tartışıldı Büyük Millet Meclisi'nin aynı akşam (29 Ekim 1923) saat 18:45'de yaptığı toplantıdan sonra 20.30'da "YAŞASIN CUMHURİYET" sesleri arasında Cumhuriyet ilan olundu ve yeni Türk Devleti'nin adı kondu. "TÜRKİYE CUMHURİYETİ". Hemen arkasından da Türk Ulusu'nun kurtarıcısı Gazi M.Kemal oy birliği ile Cumhurbaşkanı seçildi. Kürsüye gelen Cumhurbaşkanı M. Kemal, kendisini Cumhurbaşkanı seçen Meclis'e teşekkür ettikten sonra "Son yıllarda Ulusumuzun fiili olarak gösterdiği kabiliyet ve istidat, kendi hakkında kötü düşüncede bulunanlarınn ne kadar tedkikten uzak görünüşe önem veren insanlar olduğunu pek güzel ispat etti. Ulusumuz kendisinde bulunan nitelikleri ve değeri, hükümetin yeni adıyla uygarlık dünyasına çok daha kolay gösterebilecektir. Türkiye Cumhuriyeti, dünyada işgal ettiği yere layık olduğunu eserleriyle ispat edecektir... Türkiye Cumhuriyeti mutlu, başarılı ve muzaffer olacaktır." sözleriyle konuşmasını tamamladı. M. Kemal Cumhurbaşkanı seçildiğinde henüz 42 yaşındaydı. Cumhuriyetin ilk Başbakanı İsmet Paşa oldu.
19 Mayıs 1919'da Samsun'da başlayan yeni ve bağımsız, bir Türk Devleti kurmak savaşı dış ve iç düşmanlara karşı başarıyla sonuçlanarak Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Kurtuluş Savaşı'nın inanç ve başarısı nasıl Atatürk'ün eseri idiyse, Cumhuriyet de yine O'nun eseri idi. İleriki yıllarda bunu şu sözleriyle belirtti. "Benim en büyük eserim Türkiye Cumhuriyeti'dir."


SONUÇ
Bir zamanların muhteşem Osmanlı İmparatorluğu, gerek iç gerekse dış etkenlerin sonucunda 18. y.y.'dan itibaren hızlı bir çökuntüye girdi. Kapitülasyonlar sebebiyle Avrupa devletlerinin açık pazarı durumuna geldi. Rusya ve Avusturya'nın devamlı saldırıları sonunda savaşları kaybederken, önemli topraklarını elden çıkardı. İmparatorluğun bu çöküntüsünü gören Padişahlar, İmparatorluğu kurtarmak için ıslahat önlemlerine başladılar. Fakat yalnızca askeri olan bu önlemler etkili olamadı. III. Selim'in başlattığı Nizam-ı Cedit ise 1807'de gerici bir ayaklanma ile son buldu.


19. y.y.'da çöküntü büyük hızla sürerken, Fransız Devrimi'nin ortaya koyduğu ulusal bağımsızlık ve egemenlik akımları, Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkanlar'da yaşayan Hristiyan azınlıklarını etkiledi ve bagımsızlık isteklerini kamçıladı. Sırp, Yunan ve hatta Mısır ayaklanmaları İmparatorluğun iç bünyesini sarstı ve bunlar giderek bağımsızlık veya özerklik kazandılar. Bu yüz yılda Rus tehlikesi karşısında İngiltere ve Fransa Osmanlı İmparatorluğu'nun toprak bütünlüğünü koruma potikası izlediler. Kırım Savaşı'nda bu politika sonucu Rusya'ya savaş bile açtılar. 1838 ticaret anlaşması ile imparatorluk ekonomik bakımdan batının eline geçerken, 1854'den sonra başlayan dış borçlanma ile, 1881'de mali iflasa ve batının mali denetimine girdi. II. Mahmut Islahatı ve Tanzimat da İmparatorluğun kurtuluşu için çözüm olmadı. Genç Osmanlılar'ın çalışmaları 1876'da Kanun-u Esasi'nin ilanını hazırladı. Birinci Meşrutiyet yaşama fırsatı bulamadan 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı bu dönemin sonunu hazırlarken, Abdülhamid'in "İstibdatı" başladı. Bu tarihten sonra İngiltere de koruyucu politikasını terk etti. Ermeni konusu da ilk kez gündeme geldi. Osmanlı İmparatorluğu bundan sonra Almanya'ya yanaştı. Alman siyasi, askeri ilişkisi, Alman ekonomik ihtiraslarını da getirdi. Bağdat Demiryolu projesi bunu simgeledi.
20. y.y.'a girilirken Abdülhamid'e karşı başlayan Genç Türk hareketi gittikçe kuvvetlendi ve 1908'de II. Meşrutiyeti getirdi. Fakat 31 Mart gerici ayaklanması ile 1909'da iç buhran yaşandı. II. Meşrutiyet de İmparatorluğu kurtaramadı. Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık ve Türkçülük akımlarının çatıştığı bu dönem, içte buhranlar, anarşi yaratırken, dışta da Trablus ve Balkan Savaşları'nda büyük yenilgi ve tüm Makedonya'nın kaybı ile sonuçlandı. 1914 yılında başlayan Birinci Dünya Savaşı'na Almanya yanında giren İmparatorluğun kaderi de çizilmiş oldu. Bu savaştan çok ağır kayıplarla yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu Mondros Ateşkesi ile kayıtsız şartsız teslim oldu.


Yüz yıldan beri süren Doğu Sorununun çözümü, Avrupa'nın Hasta Adamının mirasının paylaşılması ile Türk Ulusu'nun dünya siyasi tarihindeki varlığı ortadan kaldırılmak isteniyordu. Savaş içinde gizli anlaşmalarla, İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya Osmanlı İmparatorluğu'nun paylaşılmasını kararlaştırmışlardı. Fakat Rusya'da devrim çıkınca anlaşmalar önemini yitirdi. Türk Ulusu'nun hakkında karar verecek en büyük kuvvet İngiltere idi. İngiltere Batı Anadolu'yu Yunanistan'a veriyor, Doğuda bir Ermenistan ve Kürdistan kurmak istiyor, Türk yurdunun geri kalan yerlerini de Fransa ve İtalya ile paylaşıyordu. Ülkenin yağmalanmasına boyun eğen Padişah ve Hükümet, kurtuluşu İngiliz himayesinde görüyorlardı. Halk ve aydınlar çaresizlik içinde, çoğunluk kadere boyun eğmiş görünüyordu. Kurtuluş çareleri arayanlar Padişah - Halifesiz bir çare düşünemiyordu. Kurtuluşu Amerikan mandasında görenler veya yörelerinin kurtuluşunu sağlamak için çalışanlar vardı.


Birinci Dünya Savaşı'nın sonundaki perişan ve çaresiz durumda, bir tek insan, M. Kemal topyekün kurtuluş ve tam bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak düşüncesiyle Samsun'a geldi. O'nun yola çıktığı sırada ise Yunanlılar İzmir'i işgal ediyorlardı. Padişah ve Hukümet ise İzmir'i Yunanlılara veren İngilizlerin hala körü körüne her isteğine boyun eğiyorlardı. Düşmanla işbirliği yapan Padişah ve İstanbul Hükümeti'nin bu tutumları karşısında M. Kemal, ulusal bağımsızlık ve ulusal egemenlik savaşının esaslarını Amasya'da ulusu ve orduyu Padişah - Halifeye karşı ayaklandırmak şeklinde belirledi. Erzurum ve Sivas Kongreleri'nde de bu esaslar içinde yeni bir Türk Devleti'nin kuruluşunun ulusal bilinçlenme, idari, siyasi örgütlenmesini de gerçekleştirdi. Misak-ı Milli ile bu esaslar İstanbul'da bir kez daha ortaya konunca İngilizler, İstanbul'u işgal ettiler. Bundan yılmayan M. Kemal, Ankara'da ulusun meşru iradesinin eseri olan ulusal egemenlik prensibini B.M.M. ile ortaya koydu. Fakat bütün bunların gerçekleşmesi çok büyük güçlükler ve olanaksızlıklar içinde yapılıyordı. Bir yandan İtilaf Devletleri ve Yunan saldırısı ve baskıları bir yandan Padişah ve İstanbul Hükümeti'nin M. Kemal ve B.M.M.'ni gayri meşru ilan etmesi, Türk Ulusu'nu olumsuz yönde etkiledi. Türk Ulusu, yüzlerce yıldan beri dini ve geleneksel iktidar kabul edilen Padişah - Halife ile bu değerleri yıkan ve yerine ulusal, egemenlik değerleriyle ulusu bir araya toplamak isteyen M. Kemal hareketi arasında bir süre bocaladı. Yer yer B.M.M.'nin otoritesine karşı ayaklanmalar çıktı.


Doğu Anadolu'da Ermenilere, Güneyde Fransızlara karşı savaşıldı. Batıda Yunan Taarruzu ve iç ayaklanmalara karşı Kuva-yı Milliye ile çözüm bulan B.M.M. daha sonra düzenli ordu kurar. I. ve II. İnönü Savaşları ile ilk askeri başarılarını sağladı. Diğer yandan dış ilişkilerde Sovyetler Birliği ile Moskova Antlaşması'nı imzaladı. Sakarya Meydan Savaşı'nda Yunan Ordusu'nu yendi. Fransa ile de anlaşan Türkiye İtilaf blokunu da parçaladı. 26 Ağustos 1922'de başlayan ve 9 Eylül'de İzmir'de Yunan Ordusu'nun denize dökülmesi ile son bulan Büyük Taarruz, Türkiye gerçeğini ve Türk Ulusu'nun yenilmez azmini bütün dünyaya kanıtladı. Askeri başarısını Mudanya Ateşkesi ve Lozan Antlaşması ile de onaylattı. Emperyalizme karşı yapılan bağımsızlık savaşını kazanan, "Türk Mucizesi"ni yaratan Türkiye'nin bu başarısı bütün Mazlum Uluslara örnek oldu.


M. Kemal Kurtuluş Savaşı'nın bittiği yerde; Türkiye'nin çağdaşlaşma savaşını başlattı. 1 Kasım 1922'de Saltanat'ın kaldırılışı ve 29 Ekim 1923'de Cumhuriyet'in İlanı ile Türkiye yeni devlet sistemini Fransız Devrimi ile ortaya konan insan haklarına dayanan "Ulusal ve Laik Devlet"i gerçekleştirmiş oldu. Ancak, çağdaş devlet ve ülke olma mücadelesi için Türk Devrimi'nin başarılması için Cumhuriyet döneminde Atatürk 'ün yeni mücadele vermesi gerekiyordu.
Ergün AYBARS, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi 1, Ege Ün. Basımevi, 1986, ss. 359-366

Son Post mu Bu Yoksa?

Merhabalar dostlar...
Bir karabuluttur gidiyor üzerimizde...
Belki de son posttur bu dedim, bildiğiniz üzre blogspot. hunharca kapatılıyor.:(
Emeklerimiz Boşamı gidecek, ne yapacağız bilinmiyor şuanda ama tek dileğim kapatılmamasıdır..
Bloglarımıza Dokunmasınlar!!!!!!!!
Kendinize iyi bakın...
Sevgilerimle..

Kalp Kurabiye Nerede?


Merhabalar,

Uzun zaman oldu Deniz'im buraları güncellemeyeli. Yorumlarda merak ettiğinizi yazmışsınız, bugün o yorumlar benim sayfama kadar uzanınca bir durum raporu vermek istedim.

Deniz bir kaç haftadır rahatsız ve Gümüşhane'de ailesinin yanında. Böbrek taşı tedavisi görüyor Trabzon'da. Uzun ve sancılı bir dönem geçiririyor kendisi ama bir tane taş kaldı, o da düşünce inşallah rahata erecek. Kısmet olursa ayın 10'undan sonra kendi evine geçecek. 

Deniz'in hepinize selamları var ve dua istiyor..

Bu arada hep söylerim, sağlık sorunları veya başka sorunlar sebebiyle bazen ara vermek zorunda kalırız hepimiz. Bunun için bloğa bir yazı yazmak zordur ama diğer sosyal paylaşım sitelerine bir cümlede olsa açıklama yazarız hepimiz, takipçilerimiz merak etmesin diye. Bu sebeple takip ettiğiniz insanların facebook sayfasını da takip etmenizi tavsiye ederim. Bunun için bir facebook hesabınızın olmasına gerek yok, sık kullananlara bile ekleseniz bakıp görebilirsiniz bu gibi durumlarda.

Kalp Kurabiye Facebook Sayfası için buraya tık tık..
Papatya Prenses facebook sayfası için de buraya tık tık..

Sevgilerimle Papatya Prenses

Közlenmiş Kırmızı Biber Salatası ile Annemin Mercimek Köfteleri Bir de Tanrı Misafiri

Günaydınn dostlarımm.. canlarımm.. kardeşlerimm... ablalarımmm..:))
Sımsıcak mutlu, umutlu, heyecanlı bir güne daha merhaba demenin heyecanını taşıyorum kalbimde... Şu hayat güzel yahu.. Tadını alabiliyorum en azından.. İçimdekileri yansıtarak sizlerle de paylaşabiliyorum....:)) İyiki varsınız demek istiyorum zaten bu aşamada.. Siz olmasanız ben kime dökerim içimi.. Kimlere anlatırım heyecanlarımı, üzüntülerimi...Ah canlarım iyi ki varsınız...
Dün benim bir tanrı misafirim vardı.. Öyle bir geldii geçti hayatımdan.. Sevgili Muhterem Hanım gibi hemşehrim Kastamonulum İnci Ablam...:)) Evet şuan İstanbuldalarSengili Kızı Nursena' nın iletisinden anladığım kadarı ile.. "İstanbullllllll' :)) Açık değil mi.. Dün işyerimde olduğumu ve işyerimin adresini telefonda tarif ettim.. Ben onları karşılayacakken bir de baktım gelmişler.. Bir kucaklaşma anı bir mutluluk heyecanı görülmeye değerdi.. Yıllar sonra birbirini bulmuş iki dost gibi hasretle, sevgiyle kucaklaştık..Yakından tanımak çok hoştu kendisini...:)) Ailesini de tabii..Yolcu yolunda gerek dediler düştüler yollara.. Seneye inşallah yine görüşürüz..
ve bizim köz salatasında sıra.. Efendim yaz mevsiminin avantajını kullanarak ızgarada gerçek köz işlemleri her fırsatta sürmekte..İşte onlardan bir tanesi ile yapılmış salatam ve sizlere güzel bir öneri..:))


Malzemeler:
5 adet közlenmiş temizlenmiş kırmızı biber
1 su bardağı yoğurt
5 çorba kaşığı süzme yoğurt
2 diş sarmısak
Tuz
Zeytinyağı




Yapılışı:
Közlenip temizlenmiş olan biberler üç parmak eninde dilimlenip servis tabağına alınırlar, üzerlerine ezilmiş iki diş sarmısak ve tuz ile harmanlanmış yoğurtlar serilip zeytinyağı gezdirilerek servis edilir..


Afiyet bal şeker olsun...


Bunlarda anacığımın elinden mercimek köftesi.. Bunları niye yayıladım diye sorarsanız ilk kez yapışı annemin bu köfteleri.. Evet.. ilk kez...Midesi acıyı kaldırmadığından ve etrafımızda alev alacak kadar acı yapılan bu köfteleri ben bir arkadaşımda acısız olarak yemiş ve çok beğenmiştim ve kendisinden öğrenmiştim ilk önce...Ben de yapmaya başladım..Bu olaylar benim ilk yemek yapmaya başladığım 2006 yılında gerçekleşti.. Düşünüyorum da o günlerden bu günlere ne çok şey değişti bende...
Buyrun köftelere..

30 Ağustos Zafer Bayramı

Günaydın sevgili dostlarımm...

Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı...Ulu önderimiz Atatürk' ümüzün askerlerine ölmeyi emrettiği, Büyük Taarruzun zaferi ile Türk Ulusuna Hediye edilen şanlı tarihimize altın haflerle yazılan 30 Ağustos..

Afyon kocatepe bölgesinin her karış toprağını kanları ile sulamış ancak kanları yerde kalmamış olan şehitlerimizi birkez daha rahmetle anıyoruz..
Üstteki fotoğrafı ben çektim arkadaşlar.. İzmir yolunda Afyonkarahisar' dan geçerken gördüğüm bu pankartlar gözlerimi yaşartmıştı gururdan.. Aynı gururu aynı coşkuyu şimdi de yaşıyorum sizlerle paylaşırken ve gözyaşları bu gururdan dökülüyor klavyenin tuşlarına...
ve ZÜLFÜ LİVANELİ' NİN VEDA FİLMİ... Sevgili CAN DÜNDAR' ın SARI ZEYBEK (Atatürk'ün son 300 günü )Kitabından sonra, Mustafa Kemal ile ilgili okuduğum kitapların tamamı, izlediğim belgeseller ve filmler arasında beni en en enn çok etkileyen bir başyapıt.. Sinema perdelerinde de izlemiştim ama dvd si çıkar çıkmaz tekrar alıp arşivime koydum..Mutlaka izleyin..
O' nun gibi bir ataya sahip olmak onun izlerini koruyarak yürümek her Türk Gencinin vazifesi kesinlikle..
Bence yaradanın bir lütfu o, geldi... imkansızları başaran dehası yepyeni bir devlet kurdu ve sessizce gitti.. Arkasında ona canı gönülden bağlı milletini ve Türk Topraklarını bırakarak..
Bakınız Büyük Taarruz ile ilgili bir metin yayınlayacağım şimdi..

Taarruz Kararı
M. Kemal Paşa 27 Temmuz 1922'de Alaşehir'e geldi. Taarruz planı üzerinde Genelkurmay Başkanı ve Cephe Komutanı ile son değişiklikleri yaptı ve planın aldığı son biçime göre 15 Ağustos'a kadar bütün hazırlıkların tamamlanmasına ve 30 Temmuz tarihli görüşmede, 26 Ağustos tarihinde taarruz yapılmasına karar verildi.
Fakat M. Kemal Paşa, Türkiye sorununun barışçı yollardan çözülmesi için İtilaf Devletleri'ne son bir kez daha başvuruda bulunmayı uygun gördü. T.B.M.M. Hükümeti'ni temsilen İçişleri Bakanı Fethi(Okyar) Bey, tam yetkili olarak Temmuz ayında Avrupa'ya gönderildi. 23 Temmuz'da Poincare ile görüşen Fethi Bey, gazetecilere "Zaferi kazanabiliriz. Fakat kan dökmekten çekiniyoruz." dedi. İngiltere ise Fethi Bey'le bakan düzeyinde görüşmeyi ret etti. Fethi Bey'in bütün barışçı girişimleri Türkiye'yi güçsüz zanneden ve bu girişimi de bu güçsüzlüğün sonucu olarak yorumlayan İngiltere tarafından geri çevrilince, Fethi Bey Hükümete 14 Ağustos'tan sonra yolladığı raporda "Ulusal amaçlarımızın sağlanması, ancak askeri faaliyetlerle kabil olabilecektir." diyerek barış girişimlerinin sonuçsuz kaldığını bildirdi. Mustafa Kemal Paşa'nın, taarruz hazırlıklarını izlemek için 17/18 Ağustos gecesi Ankara'dan ayrılarak Konya'ya gitti. Ankara'dan ayrıldığını bilen yalnız bir kaç kişi vardı. Hatta 21 Ağustos ta Çankaya'da bir balo tertiplendiği de ilan edildi. Halbuki M. Kemal Paşa 20 Ağustos'ta Akşehir'de idi. Konya'da postahaneye el koydurtan M. Kemal, Paşa, Konya'da bulunduğunun duyurulmasını engelledi. 20 Ağustos'ta Başkomutan, Batı Cephesi Komutanı'na 26 Ağustos'ta taarruza geçilmesi emrini verdi. Aynı gece yapılan komutanlar toplantısında durumu bütün komutanlara harita üzerinde açıklayan Başkomutan, taarruz emrini yineledi.

Türk Ordusu düşmana yakın kuvvete sahipti. Oysa taarruz yapılabilmesi için düşmandan iki-üç kat üstün olmak gerekiyordu. Bu sebeple taarruz yeri olarak seçilen Afyon'a, Eskişehir'den bazı kuvvetler gece yürüyüşü ile getirildi. Bu şekilde Afyon yöresindeki düşman kuvvetlerine karşı üstünlük sağlanırken, Eskişehir cephesindeki kuvvetler zayıflamıştı. Bu sebeple bazı ordu komutanları, taarruzu sakıncalı buldularsa da Başkomutan'ın emrini yerine getirdiler. Eskişehir yöresi, I. ve II. İnönü, Eskişehir-Kütahya ve Sakarya Savaşları yüzünden savaş alanı olmuş, kaynakları tükenmiş, halkı büyük sıkıntılar içinde idi. Oysa Afyon yöresi savaş alanı olmamıştı. Cephenin arkasında Konya Ovası'nın ürünü vardı. Düşman Afyon yönünden bir taarruz beklemiyordu. Başkomutan taarruz kararını Bakanlar Kurulu'na da bildirdi. Türk ordusu 25-26 Ağustos gecesi bütün hazırlıklarını yapıp, düşman cephesine iyice yaklaştı. Taarruz süresince, ordunun ihtiyacı olan cephane, malzemenin taşınması için yine halktan yardım istendi. Erkekleri cephede olan kadınlar, yüzlerce kağnı ile geldiler. Hatta bazı kağnılara öküz bulunamadığı için inek koşulmuştu.


Türk taarruz planının esası, düşmana, geride yeni bir cephe kurmasına olanak vermeyecek bir biçimde bir tek darbede yenmek ve düşman silahlı kuvvetlerini imha etmek idi. Bin bir güçlük ile sağlanmış bulunan cephanenin uzun bir savaşa yetmesi mümkün değildi.


Türk topçusunun 26 Ağustos sabahı saat 04:30'da ateş açması ile taarruz başladı. Başkomutan, Genelkurmay Başkanı ve Cephe Komutanı Kocatepe'den taarruzu izliyorlardı. 26 Ağustos günü düşmana ait önemli birkaç tepe ele geçirildi. 27 Ağustos'tan itibaren düşman geri çekilmeye başladı. Türk kuvvetleri üstünlüğü ele geçirdiler. Yunan ordusu çekilirken etrafı ateşe vermeye başladı. Bu iki gün içinde Yunanlıların 4-5 tümeni yenildi. Yunanlılar'ın Eskişehir cephesinde bulunan kuvvetli birliklerinin, savunma cephesi kurmalarına fırsat vermemek için süvari birlikleri, gerilere sarktılar ve Dumlupınar yolunu tıkadılar. Çember içine alınan Yunan Ordusu'nun 5 tümeni, bizzat Başkomutan tarafından yönetilen bir savaş sonunda, çok ağır şekilde yenilerek teslim oldu. Kurtulan Yunan kuvvetleri panik halinde İzmir'e doğru kaçmaya başladılar. 30 Ağustos'ta Dumlupınar'da düşman kuvvetlerinin imhası ile sonuçlanan bu meydan savaşına ismet Paşa 31 Ağustos'ta, "Başkumandan Meydan Savaşı" adını verdi. M. Kemal bu savaşa "Rum Sındığı" adını vermişti.


Meydan savaşından sonra, çevreyi gezen M. Kemal Paşa, düşmanın ağır yenilgisini, savaş alanında bıraktığı silah, cephane ve savaş malzemesini, ölülerini, sürü sürü esirin kafilelerle geriye götürülmesini gördükten sonra çok duygulanmış ve yanındakilere, "Bu manzara insanlık için utanç vericidir. Ama biz burada vatanımızı savunuyoruz. Sorumluluk bize ait değildir." demiştir.

31 Ağustos'ta düşmanın ana kuvvetleri imha veya esir edilmişti. Eskişehir yöresindeki kuvvetleri de çekilmeye hazırlanıyordu. Fakat Kocaeli ve Trakya'dan getirecekleri kuvvetleriyle Eskişehir'den çekilen kuvvetlerini birleştirme olasılığı olan Yunan Ordusu İzmir'in doğusunda yeni bir savunma hattı kurabilirdi. Bu duruma fırsat verilmemesi için Başkomutan ordulara Yunan Ordusu'nun İzmir'e kadar aman verilmeden izlenmesini, nerede yakalanırsa orada taarruz edilmesini bildirerek, tarihi, "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir ileri!" emrini verdi. Başkomutanın isteği ile Fevzi Paşa Mareşalliğe ve İsmet Paşa Ferikliğe terfi ettiler. Diğer komutanlar da bir üst rütbeye yükseltildiler. Türk Ordusu amansız bir takip harekatına başladı. Yunan Ordusu silahını, cephanesini ve malzemesini terk ederek kaçıyor, kaçarken her yeri yakıp yıkıyor, gerisinde büyük bir enkaz bırakıyordu. Ele geçen malzeme ve esir büyük sayılara ulaşıyordu. Binlerce ölü ve esir veren Yunan Ordusu'nun artık kendisini toplaması olanaksızdı. Askerler bir an önce İzmir'e ulaşıp oradan gemiye binmek ve canını kurtarmak yarışına girmişlerdi. Yunan Ordusu çekilirken büyük katliam yaptığı için, Türk Ordusu'nun intikam alacağı korkusuyla Yunan Ordusu ve yerli Rumlar İzmir'e doğru kaçıyordu


31 Ağustos'ta başlayan takip harekatı, yanan Türk şehir ve kasabalarının arasından, öldürülen Türk kadın ve çocuklarının Türk askeri üzerinde yarattığı büyük ve yorgunluk tanımayan bir azimle 9 Eylül günü İzmir'e girmesi ile sonuçlandı. Yunan Ordusu Anadolu'da bu kadar büyük zulüm yapmış olmasına rağmen esir alınan Yunan Generalleri, Türk Başkomutanı tarafından ağırlanıp, teselli edildiler.


Afyon tarafında bozulan Yunan kuvvetleri İzmir'e doğru kaçarlarken, Eskişehir yöresindeki kuvvetleri ise, Türk Ordusu'nun Kocaeli yöresinden çeviren kuvvetlerine teslim oldu. Bir kısmı ise Bandırma yönünde çekildi. Batı Anadolu şehirleri bir biri ardına kurtarılmaya başlandı. Yunan Ordusu tarafından yakılmış olan bu şehirler sırayla Türk Ordusu'nu karşıladı. 4 Eylül'de Alaşehir, Buldan, Kula, Söğüt, 5 Eylül'de Bilecik, Bozüyük, Simav, Demirci, Ödemiş, Salihli, 6 Eylül'de Akhisar, Balıkesir, 7 Eylül'de Aydın, 8 Eylül'de Kemalpaşa ve Manisa'ya Türk Ordusu girdi. 9 Eylül'de de İzmir, 10 Eylül'de Bursa kurtarıldı.


Denize ulaşabilen Yunan askeri kendini bulabildiği araçla adalara atmaya çalışıyorlardı. Bandırma ve İzmir yöresi Yunan askerleri ve yerli Rum kafilelerinden geçilmiyordu. Türkler geliyor korkusu, adalarda yaşayan Rumları bile korkutmuş, arada deniz bulunduğunu unutturmuştu. İzmir şehri büyük bir insan kalabalığının, kendilerini gemilere atıp, canını kurtarmak isteyen Yunan Askeri ve yerli Rumların oluşturduğu mahşeri bir görünümdeydi. Limanda bulunan İtilaf Devletleri (Özellikle İngiliz) gemilerine binmek isteyen bu kalabalık, gemilere alınmıyor, binmekte ısrar edip, kayıklarla gemilere yanaşanlar denize atılıyor, hatta kalabalığın hücumu karşısında, gemidekiler tarafından ateş açılarak vuruluyorlardı. Yunan Ordusu'nu İzmir'e çıkartan İngilizler, şimdi onları kaderine terk ediyordu. Yerli Rum kayıkçılar kendi soydaşlarından, çok aşırı ücret istiyorlardı.


M.Kemal Paşa 9 Eylül'de Belkahve'ye geldi, fakat İzmir'de çatışmalar sürdüğü için geceyi Kemalpaşa'da geçirdi ve 10 Eylül'de İzmir'e girdi. 10 Eylül'de bile yer yer çarpışmalar sürmekteydi 3.000 kişilik bir Yunan kuvveti esir alınmıştı. İzmir'e giren M. Kemal Paşa'nın kalması için Karşıyaka'da bir köşk hazırlandı. Kral Konstantin de bu köşkte kalmıştı. Evin kapısında kendisini karşılayanlar merdivenlere bir Yunan Bayrağı sermişlerdi. Yunan Kralı'nın Türk Bayrağı'nı çiğneyerek eve girdiğini belirtenlere M. Kemal: "Hata etmiş. Ben bu hatayı tekrar edemem. Bayrak, ulusunun şerefidir. Ne olursa olsun yerlere serilemez ve çiğnenemez. Kaldırınız..." yanıtını vererek Yunan Bayrağı'nı kaldırttı.

Büyük zafer ülkenin her yanında coşkuyla karşılanırken, dış Müslüman ülkelerden tebrik telgrafları gelmeye başladı. İlk tebrik edenlerin başında Sovyetler Birliği Elçisi Aralov vardı. Aralov "Batı Emperyalizmi"ne karşı savaşan Türkiye'yi kurtlarken, Müslüman ülkeler Haçlılara karşı elde edilen başarıyı kutluyorlardı. Fransa, İngiltere, İtalya, ve A.B.D.'nin İzmir'deki konsolosları ve amiralleri de 10 Eylül'de Ordu Komutanı'nı tebrik ettiler. Fakat endişe içinde oldukları açıkça ortadaydı. Çünkü bu savaşla yalnız Yunanlılar yenilmiş değil, İtilaf Devletleri'nin (Lloyd George, Wilson, Clemenceau, Orlando) kurdukları dünya düzeni de yıkılmış oluyordu. New York Times, Yunan yenilgisini insanlığın ve uygarlığın başına gelen en büyük felaket olarak nitelendirirken, İngiliz basını olayı dehşetle veriyor ve Fransız basını Türkiye'ye yeni bir savaşın açılıp açılmayacağını soruyordu. Gazete başlıklarında "Türk Zaferi", "Türkler İzmir'de" yazıları yer alırken 250.000 kişilik Türk Ordusu'nun Yunanlıları nasıl ezip geçtiği, Yunanlıların insan ve silah, cephane kayıpları üzerinde duruluyordu. "Le Temps Gazetesi" , on beş günde, bir yıldırım harbiyle iki Yunan Ordusu'nu yok edip, kalıntılarını denize döken Türklerin "Küçük Asya Sorunu"nu çözdüklerini, Kral Konstantin'in maceracı politikasının feci sonucunu gerçekçi bir yorumla veriyordu.


Türk Ordusu'nun İzmir'e girmesinbirkaç gün sonra 13 Eylül günüden
şehrin bazı yerlerinde yangın çıktı. Özellikle Ermeni evlerinden silah sesleri gelmesi ve arkasından büyük bir yangın çıkması, yangının "Ermeni ve Rum Örgütleri"nce çıkartıldığı ve İngiliz Konsolosu'ndan yardım gördükleri söylentilerinin yayılmasına yol açtı. Evleri yanan Avrupalı tüccarlar yangının Ermeniler tarafından çıkartıldığını ileri sürüyorlardı. Amerikalı, İngiliz, Fransız ve İtalyan Konsolosları 6 Eylül'de Yunan Harbiye Bakanı'ndan İzmir'in yakılmaması için garanti istemişlerse de, bu garanti verilmemişti· Bütün Batı Anadolu'yu yakan Yunanlıların İzmir'i Türklerin yaktığını ileri sürmeleri çok ilginçtir. Şehrin yanmasından en çok zarar gören Türkler idi. Kurtardıkları "Güzel İzmir" yanıyordu. En çok üzülen M. Kemal Paşa oldu. Yangın üç gün sürdü ve şehrin büyük bir kısmı kül oldu. Şimdi Türkiye'nin eline harabe halinde bir şehir terk edilmişti. Tıpkı Batı Anadolu'nun diğer şehir, kasaba ve köyleri gibi.


Zafer'in Sonucu
Yunan Ordusu'nun on beş gün içinde imhası ile sonuçlanan "Büyük Zafer", Başkomutan'ın büyük riski göze alarak, güçlü bir sıklet merkezi yapmak, taarruzda baskını sağlamak, denk kuvvetle, ateş üstünlüğüne sahip düşmana karşı, savaşta kesin sonuç yerini seçme, doğru karar verme, iç ve dış politikayı iyi yönetmek, ulusu ve orduyu kaynaştırıp savaşa hazırlamaktaki üstün başarısıyla kazanıldı. Türk Ordusu 4-5 ayda parçalanamaz denen Yunan Cephesi'ni bir kaç günde parçaladı. 15 günde 500-600 km. yol aldı. 150.000 kişilik bir düşman ordusunu imha etti. Bu büyük başarı içte ulusal bütünlüğü ve güveni sağladı. Öldü zannedilen Türk Ulusu'nun azmi, bu düşünceyi yıktı. Mudanya Ateşkes Antlaşması ve Lozan Atlaşması'nın imzalanmasını hazırlaması bakımından, büyük güç kaynağı oldu. Tam bağımsız Türk Devleti olan ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu ve Türk Devrimi'nin güç kaynağı yine bu zafer oldu. Sevr ile "Doğu Sorunu"nu diledikleri gibi çözebileceklerini zanneden İtilaf devletleri, Türkiye'nin gücünü ve Lozan'da Doğu Sorunu'nun kapandığını kabul ettiler. Atatürk'ün dediği gibi, zaferler amaçları ve sonuçları bakımından önem taşırlar. Tarihte büyük meydan savaşları çok olmuştur. Fakat bunların çoğu aynı ölçüde büyük sonuçlar getirmemiştir. Başkomutan Meydan savaşı yalnızca, düşman ordularını denize dökmek ve ülkeyi kurtarmakla kalmamış, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu hazırlamıştır."


kaynak: http://www.kurtulussavasi.org
 
Bu şanlı milletin şanlı ATATÜRK' ünü ve gözlerini kırpmadan süngüsü ile şehit olan askerlerini, yaşlı, kadın çoluk çocuk demeden canını dişe takan Türk Milletini saygıyla anıyorum...
Ruhları şad, mekanları cennet olsun..
 
 
NE MUTLU TÜRK' ÜM DİYENE....

Kavun Pelteli Kedidili Pasta ve Mühim Bir Çağrı


Günaydınn sevgili dostlarım.. Pırıl pırıl bir günden herkese merhabalar.. Sepet sepet sevgiler getirdim... Ben yine babamın klasik sabah seansı ile fıkır fıkır geldim işyerine o yüzden baya yükseklerdeyim enerji olarak..
Öncelikle dünkü yazıma ilgi gösteren tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum..Yürekten geçenlerin hissettiklerimizin bir parçası idi onlar benim klavyemden hepinize ulaşan tercümanımdı..Ben her zaman siyaset konuşmaktan hoşlanmam hayatımızın muhakkak ve mühim bir parçası olsada günümüz için konuşulack pek fazla birşey bulamıyorum.. Hezeyanlarla dolu olarak tarihe geçiyor yaşadığımız günler sadece buna yazık diyorum.. Böyle bir zamana tanıklık ediyor olduğuma yazık diyorum ve kapatıyorum bu konuyu. Çünkü gurur duyduklarımız yeter bize ve bu aziz millete...
Gelelim bugünkü tarifime...
Bu pastayı sevgili Nuray Hanımın tatlı masalında önce gördüğüm şeftali soslu kedidili pasta ve sonrasında gördüğüm vişne pelteli kedidili pasta beni bu pastayı denemeye teşvik etti.. Vişneli pastasını gördüğüm gün gittim evde bende kavunlusunu yaptım ve bugün sizlerle pastam.. Beğenmenizi umuyorumm:))

Malzemeler:
1 adet kokulu küçük kavun
4 çorba kaşığı mısır nişastası
1 çay bardağı tozşeker
1 pk kedidili bisküvi (24 adet)
1 çay bardağı kavu suyu
Mantolamak için: Hindistan cevizi
Süslemek için: Çikolata sos

Yapılışı:
kavunu mini mini doğranıp patates ezeceği ile güzelce ezilir çıkan suyundan bir çay bardağı ayrılır. Nişasta yarım çay bardağı suda alıştırılır (çözdürülür)
Püre kavun küçük bir tencereye alınıp alışmış nişasta ve şekerle buluşturulur..orta ateşte pişirilir.Kaynamaya başlayınca altı kıslıp üç dakika kadar daha pişirilir..Sıvı gibi görünebilir ama telaşlanmayın bekledikçe koyulaşacak..
Baton kek kalıbının içine streç film kaplanıp kavun suyu ile hafif ıslatılmış bisküviler kalıba döşenir.Arasına pelte serilip, tekrar bisküvi döşenir ve kalıp dolana kadar aynı işlem tekrarlanır. Ve kalıp dolduğunda üstüne streç film ile kaplanıp buzlukta 1,5 saat dinlendirilir. Bir buçuk saatin sonunda kalıptan çıkarılıp isteğe bağlı olarak en üstü de pelte ile kaplanabilir ben pelte ile kaplamadım hindistan cevizi ile mantolama yaptım üzerini de çikolata sos ile süsledim..
Süsleme işlemi biten pasta 3 saat daha dolapta dinlendirilip dilimlenerek servis edilir..

Afiyet bal şeker olsun...

Son olarak sevgili Nuray Hanımın Bloğunda bir çağrı gördüm aynen Nuray Hanımın yayınladığı şekilde yayınlıyorum..Ben kapakları biriktirmeye başladım bile...

ŞİŞE KAPAKLARI ENGELLİLER İÇİN UMUT OLUYOR !!!!!




LÜTFEN HIZLA BLOGLARINIZDA PAYLAŞIRMISINIZ ?


EGE Üniversitesi (EÜ) Diş Hekimliği Fakültesi tarafından engellilere tekerlekli sandalye temin etmek için başlatılan kapak toplama kampanyası meyvelerini veriyor. “Tane Tane Kapakları Toplayalım Adım Adım Engelleri Aşalım” adlı sosyal sorumluluk projesi kapsamında iki ayda 750 kilo plastik kapak toplandı. Toplanan her 250 kilo kapak için bir engelli sandalyesinin alınacağı projede temin edilecek sandalye sayısı üçe yükseldi. EÜ Diş Hekimliği Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Nurselen Toygar, toplanacak plastik kapakların ve alınacak sandalye sayısının artmasını umduğunu belirtti.


Anlamlı bir görev
Prof. Dr. Toygar, “Projeye yurdun dört bir yanından ve dünyanın çeşitli yerlerinden büyük destek geliyor. Üniversitemizin çeşitli fakülteleri, şehrimizdeki birçok lise, restoran, kamu kurumu ve anaokullarından plastik kapaklar geliyor. Özellikle anaokullarından aldığımız destek bizleri çok sevindiriyor. Çocuklar bu sayede küçüklükten itibaren paylaşma ve yardımda bulunma duygusuyla tanışıyorlar” diye konuştu .

Neden Plastik Kapak: Herkesin kullandığı ambalajlarda bulunduğundan ve kolay toplanabildiği için plastik kapaklar tercih edilmiştir.

Hangi Kapaklar Kampanya Kapsamında: Plastik kapak olmalı, renk ve büyüklük önemli değil.
Kampanya Tarihleri: Kampanyamız 22.04.2010 - 30.09.2010 tarihleri arasındadır.
Toplanan Kapaklar Nereye Teslim Edilecek: Topladığınız plastik kapakları Ataşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğüne getirebilirsiniz.
Ulaştıramadığınız kapaklar için : 0216 570 50 99 nolu Alo Çevre Hattından bilgi alabilirsiniz.


AYRINTILI BİLGİ İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ !!!!


Patatesli Kıymalı Poğaça ve Blog Kardeşliği

Günaydınn canlarım....Hava bululu, kasvetl, karanlık ve sulugöz olsada biz onu pırıl pırıl hayal ediyoruz...Sebebi yağmura çok ihtiyacımızın olması..Değil mi?? Evet o yüzden güzeell pırıl pırıl bir sabahtan merhaba diyorum sizlere sepetlerim dolu yine:))
Efendim söze blog arkadaşlığı ile başlamak istiyorum, ben gerçek hayatta çok fazla arkadaşı olan bir kimse değilim, az ve öz seçilmiş kişilerdir gönül kapımı açtığım.. Bu blog alemine karıştım karışalı birbirinden güzel arkadaşlıklar, kardeşlikler edindim.. Çok kişi ile konuşuyorum ancak gönül kapımı araladıklarım kendilerini biliyorlar..
Şu günlerde hayatlarında önemli şeyler olanlardan bazıları;
Bir tanesi, sevgili Yeşim Ablacığım; çok şükür babacığı şifalara erdi.. Sağlığına kavuşuyor.. Kendi adıma çok sevindim..Dualar ettim Allah kabul etti çok şükür dedim...

ve sevgili Mine Ablacığım, Mis Kokulu Lezzetler bloğu ile bizlerle tanıştı ve onu çok sevdik dün birinci yaşını kutladı...Canı gönülden tebrik ediyorum bir kez daha nice güzel yıllara ve paylaşımlara diyorum..

ve Sevgili Hilal Ablacığım... LG TASTES GOOD 2010 Yarışmasında Tepside içli köftesi birinci oldu, sevgili CANKA' sı Ayşen Ablada Pilav Itri'si ile ikinci..Ülkemizi ve kendilerini Dubaide gösterecekler...Dualarımız onlarla..

Bir de sevgili Papatya Prensesim; Gece yarılarında bile dertleşip küçücük sırlar paylaşabiliyoruz.. Birbirimize destek olabiliyoruz...
Bu örnekleri verdim diye sanmayın bu kadar elbetteki tümm arkadaşlarımı çok çok seviyorum..Tek tek yazmasam da hepsi benim kendilerine olan davranışlarımdan bendeki yerlerini bilmekteler..
 Bu örnekleri vermekteki asıl amacım sanal da olsa, birbirimizi göremiyor olsak da, ayrı şehirlerde yaşasak da birşeyleri paylaşmayı başarabiliyoruz...
Asıl Mesajım ise; Blog Kardeşliği Gerçektir!!!!!
ve bugünün tarifi....Sahurda veya iftardan sonra çayınızın yanına eşlik edecek patates ve kıyma ile bütünleşmişş nefisss puful puful poğaçalar...

Malzemeler:
5 su bardağı un
1 çorba kaşığı kuru maya
1 su bardağı süt
2 çorba kaşığı sıvıyağ
1 yumurta akı
1 tatlı kaşığı tuz
1 tatlı kaşığı şeker
Aldığınca ılık su
İç Malzemesi:
4 adet haşlanmış patates
50 gr. kıyma
1 adet kuru soğan
bir tutam maydonoz
Üzeri İçin:
1 yumurta sarısı
Susam, çörekotu

Yapılışı:
Kuru maya ılıtılmış süt ve tozşekerle birlikte kabarmaya bırakılır..
Un ve tuz harmanlanıp derin bir kaba elenir ortası havuz şeklinde açılıp kabaran maya dökülür.. Maya hamura yedirildikten sonra yumurta akı ile sıvıyağ eklenip azar azar un ilavei ile ele yapışmayan bir hamur elde edilir.. Yumuşak kıvamlı bir hamur olacak...
Yoğrulan hamur üzerine nemli bir bez örtülerek 2 saat kadar sıcak bir ortamda mayalandırılır...
İç malzemesi için; patatesler rendelenir, soğanlar yemeklik doğranıp sıvıyağda pembeleştirilir, kıyması ve tuzu eklenip kavrulur en son patatesler eklenip harmanlanır ocaktan alınıp soğutulur..
Mayalanan hamuran yumurta büyüklüğünde parçalar koparılıp el yordamı ile açılır içine iç harçtan bir çorba kaşığı konup yarım ay şeklinde kapatılır..
Hamur bitene kadar işlem tekrarlanır..
Yağlı kağıt serilmiş tepsiye sıralanan poğaçaların üzerine yumurta sarısı sürülüp susam çörekotu serpilir ve 10 dakika tepside bekletilip önceden ısıtılmış 175 derecelik fırında kızarana kadar pişirilir..

Afiyet bal şeker olsun..
 
Sponsorlar : Yemek Tarifleri | Yemek Tarifi
Copyright © 2013. Bomba Yemek Tarifleri - Tüm Hakları Saklıdır.
Özel tasarım ürünler